Kayıtlar

Ekim, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Fıstıklı Kare Çikolata

Sustuklarını biliyorum. Benzer gizlerimiz var. Yaşamak istediğini yaşamadığı, sıkıştığını, mutsuzluğunu görüyorum. Çoğu zaman olduğun yerde değilsin değil mi? Yani en azından bedenin olabilir ya fikirlerin? Kafan nerede ? Hani eskiler der ya, aşık mısın? Evet aşığız, hepimiz aşığız yaşayamadıklarımıza, tatmadıklarımza, hiç görmediklerimize deli gibi aşığız. Biz hayallerimize aşığız. Peki ne yapmalı? Şu en azıyla biliniyor ki bu hayatı bir kere yaşıyoruz. En büyük acı değil mi bize isteğimiz dışında verilen hayatı istediğimiz gibi yaşayamamak? Bir yol tutmalı İSTEDİĞİMİZ GİBİ gidebileceğimiz. Kolay mı? Değil, istediğimiz gibi yaşamak için istemediklerimize katlanacak mıyız? Evet. Yorulacak mıyız? Evet. Ama bizler başka şansı olmayan dere ağzı yatakların, duvar dibi küflü evlerin, en dik yokuşlu sokakların, zenginlerin eskilerini yeni sayan çocuklarız. İşte işin en güç veren yanı da bu aslında, bizler düşmekten korkmuyoruz. Savaşmak, mücadele etmek bizim doğamız. Hani o ekmeğe gittiğinde...

Reçete

  Toplumun birbirine uç iki tabakasının çocuklarının eğitime ulaşımını, imkanlarını ve bu imkanları değerlendirebilecek kafa dinginliğinden bahsedeceğim, büyüklerinin servetinden ya da garibanlığından bir haber küçüklerin, bu memleketin mihenk taşlarının eşitsizliklerinden ve gelişigüzel ayarlanmış eğitim sistemine değineceğim yazımın devamında ise bu duruma kamu personeli olursam nasıl ve ne gibi çözümler bulabilirim ile sona doğru yaklaşacağım. Bilhassa bu durumun benim içimde bir ukde olduğunu hayatımın en güzel yıllarını nasıl keder ile süregelen bir zorluk ve yorgunluk ile geçtiğini belirtmek isterim. Şimdi bu terimleri kullanırken ‘’ keder, zorluk, yorgunluk’’ vaziyete hâkim olmayan biri amma abarttın sende diyebilir. Lakin bu metni sizin anlayacağınıza dair derin bir güven duyuyorum. Henüz on bir-on iki yaşlarımda altıncı sınıfa giderken başladı, bir domino etkisiyle ilk taşı düşürmüştük tutabilene aşk olsun. On iki yaşındayım gittiğim okul gölün kenarında her türlü uyuştu...

Adil miyiz?

  Bu yazımda adaletten, liyakatten, adaletteki eşitsizlikten bahsedeceğim. Yazacaklarımın bir kısmı yaşadıklarım bir kısmı ise şahit olduklarım. Sırf toplumun belli kesimindeyiz, taşra geçmişliyiz ya da bir yerlerde tanıdığımız yok diye kuracağımız hayalleri bile seçe seçe kurmak zorunda kalıyoruz. O kadar çok adaletsizliğe maruz kalıyoruz ki bu durum toplumda artık olağan karşılanmaya bir yerlere gelebilmek için adamının olması gibi açıklamaları çok rahat ve doğru bir durummuş gibi yapabiliyoruz. Tüm bu haksızlıkları yazdıktan sonra bu duruma birkaç öneriyle çözüm yolu bulmaya çalışacağım. Çözüm yolu bulmaya çalışacağım diye bitirdim bir önceki paragrafı lakin içimizde ölen umutlarımızın kursağımızda kalan hayallerimizin üstüne çok da kendimde o gücü bulamasam da pes etmeyi, sineye çekmeyi, her şey karşısında susmaya gönlüm razı olmuyor. Adalete hayatın her yerinde; mahalle bakkalından, kamuya, uluslararası şirketlere kadar ihtiyacımız varken neredeyse her yerde bir liyakatsizli...