Adil miyiz?
Bu yazımda adaletten, liyakatten, adaletteki eşitsizlikten
bahsedeceğim. Yazacaklarımın bir kısmı yaşadıklarım bir kısmı ise şahit
olduklarım. Sırf toplumun belli kesimindeyiz, taşra geçmişliyiz ya da bir
yerlerde tanıdığımız yok diye kuracağımız hayalleri bile seçe seçe kurmak
zorunda kalıyoruz. O kadar çok adaletsizliğe maruz kalıyoruz ki bu durum
toplumda artık olağan karşılanmaya bir yerlere gelebilmek için adamının olması
gibi açıklamaları çok rahat ve doğru bir durummuş gibi yapabiliyoruz. Tüm bu
haksızlıkları yazdıktan sonra bu duruma birkaç öneriyle çözüm yolu bulmaya
çalışacağım.
Çözüm yolu bulmaya çalışacağım diye bitirdim bir
önceki paragrafı lakin içimizde ölen umutlarımızın kursağımızda kalan
hayallerimizin üstüne çok da kendimde o gücü bulamasam da pes etmeyi, sineye
çekmeyi, her şey karşısında susmaya gönlüm razı olmuyor. Adalete hayatın her
yerinde; mahalle bakkalından, kamuya, uluslararası şirketlere kadar ihtiyacımız
varken neredeyse her yerde bir liyakatsizlik ile karşılaşıyoruz.
Yedi yaşında, yaşıtlarından kuvvetli ve çok hızlı bir
çocuk olmama rağmen Sincan Belediyespor’un seçmelerine 2 kişi alınacağı için
alınmamıştım. Diğer iki çocuk sırf birilerinin oğlu diye alınmıştı. Hak etmeme
rağmen orada olamamak çok üzse de ağlayıp ağlayıp sustum neticesinde. Yıllar
geçtikçe, büyüdükçe daha da farkına varıyorsun birçok şeyin mesela babanın
aldığı para yetmediğinde ve sürekli dedenin destekleriyle geçinmek zorunda
kalmamın dahi yine bir adaletsizlikten dolayı olduğunu. DSİ çalışanı babamın
işinde eğil ve çalışan bir adam olduğunu işittim hep dostlarından, çok fazla
çalışmasından da anlayabiliyordum. DSİ’de görevde yükselme sınavları olur bu
sınavlara girmeden önce görevde yükselme eğitimi alınması gerekir, babamın o
yoğun günlerini hatırlıyorum sürekli elinde bol resimli kitaplar hazırlanırdı.
Eğitimi başarı ile tamamlamış ve sırada son olarak sınava girmesi kalmıştı.
Sınava girdi ve gerekli olanın çok üstünde puan almasına rağmen yükselmesine
müsaade etmediler. Bir başkası eğitimi daha başarısız ve sınavdan daha düşük
not alan biri yine sırf ahbap kontenjanından faydalanarak bizim hakkımızı
yemişti. Babamın bir süre tadı kaçtı ama ‘’hayat böyle işte adamın olacak’’
dedi ve hayat olağan akışıyla devam etti. Burada aslında şunu anlıyorum babamın
adamı olsa o da kullanacaktı, birisinin hakkına o da girebilirdi. Hayatın akışı
beni her aman ürkütmüştür sanki ne yaparsam yapayım bir şeyler olmayacak,
düzelmeyecek gibi ne kadar uğraşırsam uğraşayım birileri bana yerimi gösterecek
ve ben sadece orada durabilecekmişim gibi.
Paran varsa öldürebilir, vergi kaçırabilir, taciz
hatta tecavüz edebilirsin ama paran yoksa sırf canı çektiği için baklava çalan
16 yaşındaki çocuğa 6 yıl hüküm giydirebiliyorlar. Adalet herkes için toplumun
herhangi bir tabakasını ayırmaksızın ifa edilmelidir. Büyük şirketlerin milyon
liralık vergi borçları tek kalemde silinebiliyorken küçük işletmelerin üç
kuruşluk vergi borcundan cezai yaptırım kadar gidiyor. Yat sahibiysen mazotun
litresini 2 liraya alabilirsin ama çiftçiysen mazotu 5,5 liradan aşağı
alamazsın. Memlekette elini attığın her yerde bir adaletsizlik göze çarpıyor.
Üreteceksen, katma değer kazandıracaksan, emekçiysen inisiyatif göremezsin.
SBKY öğrencisiyseniz kaymakamlık düşünmeniz gayet
olağan bende kaymakam olmak istedim araştırdım, fikir aldım ancak yine mide
bulandırıcı şeylerle karşılaştım kaymakam olabilmek için kaymakamlık sınavı ve
mülakata girmek gerekiyor. Mülakatta açık açık torpil isteniyor yani mülakattan
önce elinize bir kâğıt geçiyor kâğıdın en alt kısmında referans isim yazmak
gerekiyor. Ne kadar güçlü isim yazarsan o kadar şansın artıyor, yani diploma
notun, sınav puanın, mülakat adabının, bölümünde bilginin hiçbir önemi yok.
Ülkene, memleketine sevdana da bakan yok. Kimsin? Kimlerdensin? Artık en
popüler soru oldu. Yaptığın ya da yapacağın işteki uzmanlığının, bilginin
hiçbir önemi yok. Parası olan, gücü olan her şeye ulaşabiliyor. Ya paran olacak
ya tanıdığın hak etmen bir şey ifade etmiyor günümüzde KPSS’ de 93 alanı
eleyebiliyorlarken aynı kontenjana 53 puan alan birini seçebiliyorlar. Ya da
kayınbabanız çok iyi bir mevkideyse size parayla alakalı mevki sağlayabiliyor.
Bir de alelade ortada bir gerçek var neden konuşulmuyor anlamıyorum ülkenin
cumhurbaşkanı damadını maliye bakanı yapıyor bu adaletsizliğin, liyakatsizliğin
en ortada olanı değil mi neden ülkede buna dur diyecek bir kurum yok bağımsız
mahkemeler, savcılar neden bu duruma göz yumuyor. Adalet tepeden inmeli, en
üstten aşağıya doğru örümcek ağı ile sarmalanmış bir liyakat sistemi olmalı.
Birileri bir yerde amcası-dayısı var diye ya da parası, gücü var diye ayrıcalık
sağlanırsa memleketin tüm kadroları niteliksiz kişilerle dolar. Ki zaten …
Türkiye’de sınavlar tek merkezden yapılıyor. Burada
şöyle bir soru çıkıyor. Kurumlar, mülakatları merkezi sınavı yeterli
görmedikleri için mi yapıyorlar? Yoksa eş, dost, yandaşa ayrıcalık
sağlayabilmek için mi? Her ikisi de olabilir belki ama ikincisi bana daha olası
geliyor. Adalet siyasallaştığından savcıların ve hakimlerin çoğu bağımsızlıklarını
kaybettiklerinden adil olmayan durumları göz ardı edebiliyorlar.
Adaletsizliğin, eşitsizliğin yargı tarafınca da bu denli göz ardı edilmesi kamu
kurumlarının mülakatlarda özgürce davranmasına imkân sağlıyor. Kurum içi tüm
kadrolar kendi adamlarını koymak istemelerinin faturasını gecesini gündüzüne
katan ve tüm planını, hayallerini o iş üzerine kuran vatandaş ödüyor.
Atamadığı için intihar eden öğretmen haberlerini sık
sık görüyoruz. Senelerini vermiş yıllarca okul okumuş, aylarca sınavlara çalışmış,
öğrencilik hayatında maddi zorluklar çekmiş ve artık bir an önce mesleğini icra
etmek ve yaşamını kazancıyla idame etmek isterken atanamadığını öğreniyor. Sırf
bir yerlerde tanıdığı olan birileri daha az hak etmesine rağmen mesleğe
başlıyor. Ya da üniversite sınavına gecesini gündüzünü katan bir öğrenci
istediği okulu kazanıyor. Okuyabilmesi için devlet yurdunda kalmak zorunda olan
öğrenciye ailesinin hiçbir serveti olmamasına rağmen devlet yurdu çıkmadığı
için okuyamıyor. Eve çıkamıyor veya özel yurtlara yaklaşamıyor bile. Sırf
devlet yurtlarında yine tanıdığı olanların yerleşmesinden dolayı gecesini
gündüzüne katan ve belki de okuyabilse çok güzel işler yapacak çocuklar
okuyamıyor. Ama ailesinin durumu gayet iyi olan, babasının son model arabası olan
çocuklar devlet yurtlarında kalabiliyor. Birebir şahit olduğum şeyler bunlar
durumu çok iyiyken sırf tanıdığı olanlar devlet yurduna çıktı. Bunlar bizde
yara açan şeyler lakin farkında değiliz kimsenin derdi memleketin çocukları
değil ne kadar rant ne kadar para diye kafayı yemiş insanlar. Bir toz zerresi
kadar umut kaldıkça içimizde bu kirli düzeni yıkmak için uğraşmalıyız.
Tüm bu liyakatsizliğe, adaletsizliğe nasıl bir çözüm
bulmalıyız. Milyonlarca lira vergi borcu silinen iş adamlarının yanı sıra bir ay
faturasını ödeyemeyen yoksul halkın elektriği gazı kesiliyor. Mide bulandıran
durumlar var yoksulun çocuğunun içemediği sütü zenginin köpeği içiyor, insanlık
çığırından çıkıyor ve üstüne üstlük hükümetin halkın yanında olması gereken
yerde düşmanca tutum sergileyip emeğiyle bir şeyler yapmaya çalışanların önü
kesiliyor.
Adalet Bakanlığı, Barolar Birliği ve ilgili diğer
bakanlıkların yapabileceği şeyler değil bunlar, adaleti bize onlar vermeyecek
çünkü onlar bu adaletsizliğin maruzu değiller, halktan değiller. Fransız
İhtilalinde kaçan aristokratlar gibi kaçıp gidecek güçleri (ç)aldılar. Eğer
adalet, liyakat istiyorsak bu uğurda savaşması gerekenler yine bizleriz. Peki
nasıl yapabiliriz?
Okumalıyız, öğrenmeliyiz, bilginin her türlüsünü,
siyasetin en kirlisini dahi bilmeliyiz onlarla kimliğimizi kaybetmeden onlar
gibi savaşmalıyız. Tüm bu kara bulutlar dağılınca üstümüzden o zaman insanlığı,
kardeşliği, adaleti sağlayabiliriz. Çok çalışmalı ve kendimizi doğru
anlatmalıyız. Mülakat sistemi tamamen kaldırılmalı ya da mülakata giren
kişilerin kimlikleri bilinmeden 7/24 canlı yayın yapan bir tv önünde
gerçekleşmeli her şey. Şeffaflıkla ilerlemeli tüm süreç, memur alımı yapılırken
adayların zekasına, yeteneğine, genel kültürüne, iş ahlakına, karakterine,
yaptığı görev neticesinde ne kadar fayda sağlayacağına bakılmalı bunlardan biri
göz ardı edilirse orada ne adaletten ne liyakatten bahsedemeyiz. Medya baskı
altında olmamalı eleştirmeli, eleştirmeli ki daha iyisini yapma çabası çıksın
ortaya. Öyle bir sistem oluşturulmalı ki mahkemelerin ve savcıların hiçbir
şekilde baskı altında olmadığında ve tüm davalara adilce yaklaştıklarından emin
olunmalı. Bunu ise yine şeffaflıkla sağlayabiliriz.
Tüm
sıkıntılardan daha büyük bir sıkıntı eğitimden sağlığa kadar etkisi olan bir
konu adalet ve bizler ne zaman ki doğulu bir köylü ile batılı bir iş adamı
kayrılmadan eşit şartlarsa yargılanırlarsa o zaman kollarımızı açıp güneşli
günlere yürüyebiliriz. Yazımı son bir vurucu sözle bitirmek isterdim ama burada,
hasta yatağında kahyasına son sözlerini diyen Marx’tan bir alıntı vermek ve
yazımı bitirmek istiyorum.
“Hadi oradan. Son sözler yeterince doğru söz söylememiş aptallar içindir.”
Yorumlar
Yorum Gönder